Connect with us

Aktualite

“DÜNYA EKONOMİSİ KORKUNÇ BİR DARBE YEDİ”

Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Avrupa İşletmeler Ağı Ofisi tarafından internet üzerinden online olarak “Pandeminin Türkiye Ekonomisine Etkileri” konulu konferans düzenlendi.

Published

on

Konferansa, Trakya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu ile MY Eğitim ve Danışmanlık Ltd. Şti. Kurucu Ortağı Mert Yılmaz konuşmacı olarak katıldı. Konferansta, korona virüs (Covid-19) salgını çerçevesinde güncel kur hareketleri ve ekonomiye etkisi, yakın gelecekte faiz ve ekonomiye etkileri ile ekonomi ve dış ticaret konuları ele alındı.

“Dünyada 275 trilyon doların üzerinde borç stoku var”

Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu, yaptığı konuşmada, dünyada 2019’un sonunda başlayan Covid-19 salgını öncesinde de dünya ekonomisinde sorunlar olduğuna işaret etti. O dönemde dünya ekonomisinin en büyük probleminin ekonomik yavaşlama olduğunu belirten Uzunoğlu, “Dünya ekonomisi, büyüme trendini kaybetmişti. Bu büyüme trendini hızlandırmak için de 2000 yılının başından bu yana sürekli sıfır faiz ve genişletici para politikaları kullanıyor. Amaç, düşük faizle, bol ve ucuz parayla ekonomileri harekete geçirmek ve dünya ekonomisini büyütmek. Dünya ekonomisi, bunda maalesef başarılı olamadı. Zaten büyüme sorunu yaşayan bir dünya ekonomisi vardı. Dünya ekonomisinde verimliliği artıracak, internetin ilk ortaya çıktığı andaki ivme gibi yeni bir ivme yok. Reel yatırımlara bakıyoruz, Amerika başta olmak üzere yatırımcılar son derece isteksiz. Ama bu parasal genişleme finansal piyasalara yarıyor. Para, finansal piyasalara akıyor. Reel kesime veremiyorlar, çünkü reel kesimde çok büyük bir borçluluk var. Dünya ekonomisi çok borçlu. Dünya gayri safi yurt içi hasılasının yüzde 332’si büyüklüğünde borç stoku var şu anda. Dünyada 275 trilyon doların üzerinde borç stoku var. Dünya ekonomisinin yıllık geliri ise 87 trilyon dolar” dedi.

“Dünyadaki borcun artış hızı, son 10 yılda dünya ekonomisindeki büyümeyi aştı”

Diğer taraftan, dünyada korkunç bir gelir dağılımı bozukluğunun yanında bir de servet dağılımı bozukluğu olduğuna dikkat çeken Uzunoğlu, “Adaletsiz gelir dağılımı, adaletsiz servet dağılımı ve çok büyük bir borçluluk oranı var ve büyüyemeyen dünya ekonomisi söz konusu. Dünyadaki borcun artış hızı, son 10 yılda dünya ekonomisindeki büyümeyi aşmış durumda. Dünya ekonomisinin büyüme yüzde artışı borcun altında kalmışsa bu sefer borcun gayri safi yurt içi hasılaya oranı inanılmaz yükselmeye başlıyor. Büyüme olmazken, insanların, şirketlerin geliri artmazken bu borçlar nasıl ödenecek? Bütün dünyanın problemi bu şu anda. Dünya ekonomisinde işler iyiye gitsin, Amerika’da, Avrupa’da işler açılsın, bunu gelişmiş hiçbir ekonomi istemiyor. Çünkü işler açıldığı, talep canlandığı zaman enflasyon olacak, faizler yükselecek; faizler yükselirse parasal daralma olacak. Finansal piyasalarda büyük bir deprem yaşanacak. Dolayısıyla herkes ‘bu durumu devam ettirelim’in peşinde. Onun için merkez bankası başkanları, hep bize ‘Merak etmeyin faizler yükselmeyecek, pandemi süreci de devam ediyor, ikinci bir dalga olması da yüksek’ diyerek bir beklenti oluşturuyorlar dünyada. Merkez bankaları, finansal piyasalardaki şişkinliği sürdürmek için bu kötü durumu kullanıyor” diye konuştu.

“Dünya ekonomisi korkunç bir darbe yedi”

Pandemi sürecinde bütün dünyanın haziran ayına kadar kapandığına dikkat çeken Prof. Dr. Uzunoğlu, özellikle hizmet sektörünün bundan çok olumsuz etkilendiğini söyledi. Turizm, havacılık, denizcilik sektörlerinin yanında otomotiv, inşaat gibi sektörlerin de pandemi sürecinden olumsuz etkilendiğini kaydeden Uzunoğlu, “Çin’de 500 milyon insan sanal olarak karantina altına alındı, KOBİ’lerin yüzde 70’i işlerini durdurdu. Çin’de üretim durunca tedarik zincirleri kırıldı ve dünyaca ünlü birçok firma hizmet veremez hale geldi. Dünya ekonomisi korkunç bir darbe yedi. Ayrıca finansal hizmetler ve eğitim sektörü de olumsuz etkilenen sektörler arasında” ifadelerini kullandı.

“Pandemide, dünya ekonomilerinin yüzde 95’i küçüldü”

Tarım, e-ticaret ve bilişim teknolojilerinin ise süreçten olumlu etkilenen sektörler olduğunu dile getiren Uzunoğlu, tarihte yaşanan krizlerle pandemi sürecinde yaşanan krizi karşılaştırarak, şunları söyledi:

“1930 krizi, Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı dönemleri, kişi başına gelirin en fazla azaldığı dönemler tarihte. Bu büyük krizler içinde pandemi etkisi, kişi başına düşen gelirin azalması açısından neredeyse Birinci Dünya Savaşına yakın bir etki oluşturmuş durumda. 1929-30 bunalımında ülkelerin yüzde 85’i etkilenmiş, fakat pandemide dünya ekonomilerinin yüzde 95’i etkileniyor. Dünyada şimdiye kadar bütün resesyon dönemlerinde gördüğümüz en büyük etkileşim bu pandemi döneminde yaşanmış. İkinci çeyrekte bütün dünya ekonomilerinde korkunç bir düşüş var; yüzde 95’i ikinci çeyrekte düşmüş. Dünya ekonomisinin bu sene yüzde 3 küçüleceği tahmin ediliyor. 2012’de tekrar yükseleceği ve 5,8 büyüme gerçekleşeceği söyleniyor.”

“Türkiye, 2021-2022 yıllarında da cari açık vermeye devam edecek”

Türkiye’nin önemli ihracat alanı olan Avrupa’da da çok büyük bir daralma olduğuna dikkat çeken Uzunoğlu, ancak dünyada az da olsa bir toparlanma olmaya başladığını da vurguladı. Pandemi sürecinde Türkiye ekonomisini de değerlendiren Uzunoğlu, Dünya Bankası göstergelerine göre, Türkiye’de 2020’de gayri safi yurt içi hasılanın 660 milyar dolar, kişi başına gelirin de 7 bin 924 dolar olacağının, ekonominin ise yüzde 3,8 daralacağının tahmin edildiğini belirti. Uzunoğlu, “Harcamalar açısından baktığımızda, devletin harcamalarında yüzde 6,2’lik artış olacağı ama hem özel tüketimde hem sabit sermaye yatırımlarında hem de ihracat ve ithalatta ciddi bir daralma yaşanacağına dikkat çekiliyor. Ama 2019’da 1,1 milyar dolar cari işlemler dengesi hasılası verecek olan Türkiye, 3,2 cari işlemler dengesi açığı verecek ve 2021-2022 yıllarında da cari açık vermeye devam edecek. Türkiye olarak kişi başına düşen gelirde 2013’te 12 bin 500 dolar, 2017’de 10 bin dolar seviyesine gelmiştik, şu anda ise geldiğimiz nokta 7 bin 924 dolar; 2022’de de 8 bin 500 dolar olacağı tahmin ediliyor. Maalesef Dünya Bankasının tahminleri bunlar” değerlendirmesini yaptı.

Dünyadaki bütün büyük ekonomik kuruluşların, Türkiye’nin büyümesine ilişkin tahminlerinin ise ortalama yüzde 4,2 küçüleceği yönünde olduğunu kaydeden Uzunoğlu, “Benim kişisel tahminim ise 3,5-3,8 aralığında bir küçülme bu yıl için. 2021’de ise bir toparlanma bekliyoruz” dedi.

“Covid sonrasında en önemli faktör, bizim gibi ülkelere gelen para miktarında düşüş var“

Türkiye ekonomisinde özellikle temmuz ayından itibaren yavaş yavaş toparlanma başlandığını vurgulayan Uzunoğlu, “Bu, faizleri düşürmenin de getirdiği bir etkiydi. Düşük faiz, çok büyük bir kredi potansiyelini ortaya çıkardı; bankacılık sektörü bu yıl yaklaşık 500 milyar TL’nin üzerinde kredi verdi. Ama maalesef o da bizi büyük bir cari açığa doğru taşıdı. Cari açık yükselmesin diye tekrar kredi faizleri yükseldi, tüketici kredilerinde 60 ay olan vade 36’a çekildi. Covid sonrasında en önemli faktör, bizim gibi ülkelere gelen para miktarında bir düşüş var, artık negatif olmuş. Türkiye gibi ekonomilerden para çıkışı var. Bizim gibi ekonomilere para gelmiyor, tam tersi büyük bir para çıkışı var. Son bir-iki haftalık süreçte Türkiye’nin 800 milyon doların üzerinde portföy çıkışı var” diye konuştu.

“Bu yılı 22 milyar dolarlık bir cari açıkla tamamlayacağımızı tahmin ediyorum”

Ucuz para ve bol kredinin cari açığı körüklediğini belirten Uzunoğlu, “Bu yılı 22 milyar dolarlık bir cari açıkla tamamlayacağımızı tahmin ediyorum. Dışarıdan para gelmiyor, cari açığımız 22 milyar dolar, turizm gelirlerinde yüzde 85’lik kaybımız var. Bir de borç ödemelerimiz var, 437 milyar dolarlık bir dış borcumuz var. Biz önümüzdeki bir yıl içinde 160 milyar dolar borcu çevirmek zorundayız vade geldiği için. Döviz üzerinde büyük bir baskı var. Döviz kurundaki artış otomatik olarak enflasyona yansıyor. Devletin vergi gelirleri düşüyor, çareyi ÖTV’yi artırmakta buluyor. Bütün bunlar enflasyon üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Böyle bir kısır döngünün içine girmiş durumdayız. Avrupa’ya ihracatta da sıkıntı yaşıyoruz. Riskler devam ediyor. Bu riskler karşısında reel kesim mutlaka kendisini koruyarak, finansal anlamda risk yönetimini doğru yaparak, nakit akışını düzgün yaparak kendisine çeki düzen vermesi lazım” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et
Yorum Yap

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aktualite

MERSİN’DE KİRA GELİRİ POTANSİYELİ OLAN KONUTLARA SIKI TAKİP

Mersin’de Hazine ve Maliye Bakanlığının kira geliri potansiyeli olan konutların tespiti için başlattığı çalışmalar sürüyor.

Published

on

Kira gelirlerinin vergi dışı bırakılmasının önüne geçilmesi amacıyla başlatılan çalışma kapsamında, vergi dairelerince, belirlenen adreslere tebligat gönderiliyor. Tebligat alarak vergi dairelerine başvuran kiracılardan gerekli bilgiler talep edilerek elektronik ortama aktarılıyor. Kontrollerin ardından beyannamelerinde uyumsuzluk olan ve hiç beyanname vermeyen mükelleflere yönelik yasal işlem başlatılacağı öğrenildi.

Mersin Emlakçılar Odası Başkanı Mehmet Sinan Canpolat, kirada konutları olan mülk sahiplerinin gelir beyannamelerini mart ayında verdiğini söyledi. Kira gelir vergisi ile ilgili Maliye Bakanlığının çalışma başlattığını hatırlatan Canpolat, bu uygulamanın Mersin’de de gerçekleştirildiğini belirtti. Kent genelinde tebligatların dağıtılmaya başladığını ifade eden Canpolat, “Mart ayı sonunda verilecek kira beyannamelerin tespitiyle ilgili kentimizde de kiracılarımıza tebligatların geldiğini ve Vergi Dairesi Başkanlığı Gelir Denetim Koordinasyon Müdürlüğüne davet edildiklerini duyuyoruz. Kiracılara, ikamette kaç yıl oturdukları, ne kadar kira verdikleri, kira artışının ne kadar olduğu, bu ödemeleri hangi kanal aracılığıyla yaptıkları soruluyor” dedi.

“CEZAİ İŞLEMLE KARŞILAŞMAMAK İÇİN KİRA GELİR VERGİSİ BEYANNAMESİNİ ZAMANINDA VERİLMELİ”

Kendilerinin de sürece katkı sunduğunu dile getiren Canpolat, vergilerin devlet gelirlerinde vazgeçilmez bir kalem olduğunu vurguladı. Kirada konutu bulunan mülk sahiplerinin herhangi bir cezai işlemle karşılaşmamak için kira gelir vergisi beyannamesini zamanında vermesini öneren Canpolat, şöyle devam etti:

“Hükümetimiz her konuda ivedilikle çalışmalar yürütüyor. Maliye Bakanlığımız da kira gelir vergilerinin ödenmesi noktasında çalışmalarına hız verdi. Türkiye genelinde gerek meslektaşlarımızdan, gerek meslektaşlarımızın kiraya verdiği kiracılar aracılığıyla mülk sahiplerinin mart ayı sonunda ödenecek kira gelir beyannamesinin verilmesi noktasında her türlü platformu deniyorlar. Kirada konutu olan mülk sahiplerimizin de herhangi bir cezai işleme maruz kalmaması için Maliye Bakanlığımız ile görüşerek, onların da bilgisini alarak en azından bu konuda duyarlı olup işlemlerini yönetmeleri gerekiyor.”

“KONUTU OLAN EMEKLİLERE UYARI”

Emeklilerin vergi anlamında bazı konularda muaf olduğuna değinen Canpolat, “Biliyorsunuz emekliler bazı konulardan muaf. Normalde çevre temizlik vergisi, emlak vergisi noktasında emeklilerimiz bir dairesi olduğu zaman bundan muaf oluyorlar ve ödeme yapmıyorlar. Ama kira gelir vergisi beyannamesi ile ilgili diyalog halinde olsunlar. Çünkü böyle bir muafiyet yok. Böyle bir düşünceye kapılıp da sıkıntı yaşamamalarını belirtmek isterim” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Aktualite

KONUT SATIŞINDA DÜŞÜŞ DEVAM EDİYOR, YABANCILARA SATILAN KONUTLARDA MERSİN ZİRVEDEKİ YERİNİ KORUYOR

Türkiye genelinde konut satışları Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 17,8 azalarak 80 bin 308 oldu.

Published

on

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ocak ayı Konut Satış İstatistikleri’ni paylaştı. Buna göre, Türkiye genelinde konut satışları Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 17,8 azalarak 80 bin 308 oldu. Konut satışlarında İstanbul 13 bin 423 konut satışı ve yüzde 16,7 ile en yüksek paya sahip oldu. Satış sayılarına göre İstanbul’u 6 bin 709 konut satışı ve yüzde 8,4 pay ile Ankara, 5 bin 250 konut satışı ve yüzde 6,5 pay ile Antalya izledi. Konut satış sayısının en az olduğu iller sırasıyla 17 konut ile Ardahan, 38 konut ile Hakkari ve 40 konut ile Bayburt oldu.

 

İPOTEKLİ KONUT SATIŞLARI 5 BİN 915 OLARAK GERÇEKLEŞTİ

Türkiye genelinde ipotekli konut satışları Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 63,5 azalış göstererek 5 bin 915 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 7,4 olarak gerçekleşti. Ocak ayındaki ipotekli satışların bin 404’ü ilk el satış olarak gerçekleşti.

 

DİĞER SATIŞ TÜRLERİ SONUCUNDA 74 BİN 393 KONUT EL DEĞİŞTİRDİ

Türkiye genelinde diğer konut satışları Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 8,7 azalarak 74 bin 393 oldu. Toplam konut satışları içinde diğer satışların payı yüzde 92,6 olarak gerçekleşti.

 

İLK EL KONUT SATIŞ SAYISI 25 BİN 263 OLARAK GERÇEKLEŞTİ

Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı, Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 8,2 azalarak 25 bin 263 oldu. Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışının payı yüzde 31,5 oldu.

 

İKİNCİ EL KONUT SATIŞLARINDA 55 BİN 45 KONUT EL DEĞİŞTİRDİ

Türkiye genelinde ikinci el konut satışları Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 21,6 azalış göstererek 55 bin 45 oldu. Toplam konut satışları içinde ikinci el konut satışının payı yüzde 68,5 oldu.

 

YABANCILARA OCAK AYINDA 2 BİN 61 KONUT SATIŞI GERÇEKLEŞTİ

Yabancılara yapılan konut satışları Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 50,5 azalarak 2 bin 61 oldu. Ocak ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 2,6 oldu. Yabancılara yapılan konut satışlarında ilk sırayı 747 konut satışı ile Antalya aldı. Antalya’yı sırasıyla 710 konut satışı ile İstanbul ve 211 konut satışı ile Mersin izledi.

 

ÜLKE UYRUKLARINA GÖRE EN ÇOK KONUT SATIŞI RUSYA FEDERASYONU VATANDAŞLARINA YAPILDI

Ocak ayında Rusya Federasyonu vatandaşları Türkiye’den 555 konut satın aldı. Rusya Federasyonu vatandaşlarını sırasıyla 208 konut ile İran, 127 konut ile Ukrayna, 99 konut ile Irak ve Kazakistan vatandaşları izledi.

Okumaya Devam Et

Aktualite

ÖZDEMİR: “ANA VATANI TÜRKİYE OLAN BAKLİYATTA ÜRETİMİ VE TÜKETİMİ MUHAKKAK ARTTIRMALIYIZ”

Ulusal Baklagil Konseyi ve Mersin Ticaret Borsası Başkanı Abdullah Özdemir, bakliyat sahip olduğu özellikler nedeniyle en sağlıklı gıdalar arasında olduğunu söyledi.

Published

on

10 Şubat Dünya Bakliyat Günü Mersin’de etkinlikle kutlandı. Bir otelde gerçekleştirilen etkinlikte bakliyat ürünleri tanıtılırken, tamamı bakliyat ürünleri kullanılarak yapılan yemek menüsü de konuklara ikram edildi. Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Ulusal Baklagil Konseyi ve Mersin Ticaret Borsası Başkanı Özdemir, sağlığın en büyük zenginlik olduğunu söyledi. Herkesin ortak arzusunun sağlıklı bir nesil yetiştirmek olduğunu dile getiren Özdemir, bunun ön şartının ise bilinçli beslenmek olduğunu, bilinçli beslenmenin de sağlıklı besinlerle olacağını ifade etti.

Bakliyatın sahip olduğu özellikler nedeniyle en sağlıklı gıdalar arasında yer aldığını ve diyet listelerinde başta geldiğini vurgulayan Özdemir, “Mersin Ticaret Borsası olarak bu anlamlı günü ülkemiz bakliyat ticaretini merkezi olan Mersin’imizde sizlerle birlikte kutlamayı bir görev bildik” dedi.

Dünyada 1 milyara yakın insanın yetersiz beslendiğini, 1,8 milyar insanın aşırı kilolu olduğunu vurgulayan Özdemir, şöyle devam etti:

“Bunun 850 milyonu obez, 530 milyon diyabet hastası var. Her yıl gerçekleşen ölümlerin yüzde 40’ı kalp damar hastalıkları ve kanserden kaynaklanıyor. Yaygınlaşan Amerikanvari ve fast food beslenme tarzı özellikle genç nesillerimiz için önemli bir risk oluşturuyor. Tüm bu sağlık sorunlarıyla mücadelede bakliyat en etkin besin kaynakları arasında gösteriliyor. Çünkü baklagiller, protein açısından zengindir, önemli bir lif kaynağıdır, temel vitamin ve mineralleri ihtiva eder, kolesterol bulunmaz, gluten içermez, anti alerjiktir. Diğer bir özelliği ise hayvansal protein içeren diğer gıdalara kıyasla daha uzun süre bozulmadan saklanabiliyor. Bir diğer özelliği de zengin olsun, fakir olsun, her sofranın gıdası olmasıdır. Et ve et ürünleriyle benzeri protein seviyesine sahiptir. Oysa fiyat olarak kıyaslandığında bakliyat çok daha ekonomiktir, porsiyon başına maliyeti düşüktür. Sağlıklı beslenmeye olan katkısı yönüyle de gelir seviyesi yüksek sofralar için vazgeçilmezdir.”

Bakliyatın insanlar için olduğu kadar toprak için de faydalı olduğuna işaret eden Özdemir, toprağa azot salgıladığından dolayı toprağı daha verimli hale getirdiğini belirtti.

“ANA VATANI TÜRKİYE OLAN BAKLİYATTA ÜRETİMİ VE TÜKETİMİ MUHAKKAK ARTIRMALIYIZ”

Dünyada bakliyat üretiminin son 35 yılda yüzde 70 artarak 96 milyon tona ulaştığına dikkati çeken Özdemir, Türkiye’de ise tersinin yaşandığını kaydetti. Türkiye’de 30-35 yıl önce 2,5 milyon ton bakliyat üretildiğini ve yarısının ihraç edildiğini vurgulayan Özdemir, “Şu an üretim hacmimiz 1 ila 1,3 milyon arasında dalgalanıyor. Yani 1990’lı yıllarda 2,5 milyon ton üretim yaparken nüfusumuz 54 milyondu. Şimdi nüfusumuz 85 milyon oldu, üretimimiz 1 milyona düştü. Anavatanı Türkiye olan bakliyatta üretimi ve tüketimi muhakkak artırmalıyız. Türkiye bir bakliyat ülkesi. Üretim kültürümüz var, ticaret kültürümüz var. Bu zenginliğimizi kaybetmemeliyiz” diye konuştu.

Kanada’da 3 milyon ton kırmızı mercimek üretilmesine karşın bir kilo dahi kırmızı mercimek tüketilmediğinin altının çizen Özdemir, Kanada’nın ihraç etmek için üretim yaptığını kaydetti. Mersin’de bakliyat eleme ve kırmızı mercimek kırmak için önemli bir kapasite olduğunu anlatan Özdemir, “O zaman üretmemiz lazım. Çünkü Türkiye’nin enteresan bir şekilde dışarıda pazarı da var. Hala biz Kanada’da mercimeği alıyoruz, burada kırıyoruz, üçüncü ülkelere satıyoruz. Bu bir yere kadar gider. Ama esas tercih ettiğimiz kendi üretimimizi yükseltmek, büyütmek. Bir de bu baklagillerin fasulye haricinde en büyük avantajı kıraç alanlarda yetişmesi. Büyük bir şey. 25 milyon dekar nadas alanı var, 20 milyon dekar ekilmeyen alan var. Bunların beşte biri ekilse şu andaki üretim bakliyatının iki misli üretiriz” ifadelerini kullandı.

“ÜRETİM ARZINDA GİDEREK BİR ARTIŞ SÖZ KONUSU”

Vali Ali Hamza Pehlivan da 10 Şubat Dünya Bakliyat Günü’nün önemine işaret ederek, tanıtımın olduğu kadar üretim, işleme, paketleme, pazarlama, pazara ulaştırma ve ihracat boyutunun da olduğunu söyledi.

Bakliyatın gıda ve beslenmedeki öneminden bahseden Pehlivan, “İnsan beslenmesinde bitkisel kaynaklı proteinlerin yüzde 22’sini bakliyat teşekkül ediyor. Gene karbonhidrat olarak da yüzde 7’ye tekabül ediyor. Tabii insan beslenmesi yanında hayvanların beslenmesi konusu da var. O konuda da gene yüzde 38 nispetinde bakliyattan nasipleniliyor. Gene yüzde 5 nispetinde karbonhidrat hayvan beslenmesinde de bakliyattan elde ediliyor” dedi.

Bakliyat denildiğinde fasulyeden nohuda, mercimeğe kadar birçok ürünün akla geldiğini ifade eden Pehlivan, şöyle devam etti:

“Ülke olarak bakliyatta biz de aslında azımsanmayacak boyutta üretim gerçekleştiriyoruz. Bu sene 1,3 milyona tona tekrar çıktı. Özellikle de nohutta üçüncü mercimekte de dünyada dördüncü sıradayız. Ürün arzında son 15-20 yılda veya 30 yılda belli bir gerileme olduğu kabul edilebilir, söylenebilir ama yine son yıllarda devletimiz, Tarım ve Orman Bakanlığımızın üretim politikaları çerçevesinde sağlamış olduğu teşviklerle 1 milyon tondan 1,3 milyon tona çıktı. Dolayısıyla üretim arzında giderek bir artış söz konusu.”

Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ise Mersin’in, Türkiye’nin bakliyat işleme, pazarlama ve ihracat konusunda en gelişmiş yerlerinden biri olduğunu söyledi. Bakliyat sektörünün kente büyük bir ekonomik hareketlik kazandırdığını vurgulayan Seçer, “Bizim bölgemizi ilgilendiren sektörün buradaki işleme kapasitesi ve ticaret kapasitesi. Mersin Limanı, şehrin lokasyonu, bir ticaret kenti olması, Doğu Akdeniz çanağından dünyaya açılma imkanının olması, kara yolu güzergahıyla da Arap Yarımadası’na, Orta Doğu ve Kafkaslar’a ticareti mümkün olması, bakliyat sektörünü burada özellikle 1980’li yıllardan sonra çok geliştirmiş” ifadelerini kullandı.

Türk yemek uzmanı ve yazar Sahrap Soysal’ın da katıldığı etkinlik sonunda, kum sanatçısı Ramazan Yumrutepe gösteri sundu.

Okumaya Devam Et

Trendler